Türkiye Cumhuriyeti

Madrid Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

Büyükelçi Ömer Önhon'un El Mundo Gazetesinde Yayınlanan Makalesi , 20.10.2015

Büyükelçi Ömer Önhon’un, 17 Ekim 2015 tarihinde El Mundo gazetesinde yayınlanan makalesine aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilmektedir. Sözkonusu makalenin Türkçe metni ayrıca sunulmuştur.

 

http://www.elmundo.es/internacional/2015/10/17/5621334246163f5e7b8b45ae.html

 

“Orta Doğu Kaynaklı Sınamalar

 

Orta Doğu’da Suriye, Irak, Yemen, Libya ve Filistin başta olmak üzere yaşanan gelişmelerin sınırların ötesine taşan olumsuz yansımaları, farklı şekillerde ve ölçülerde de olsa, uluslararası camiayı etkilemektedir. Radikalizm, terörizm, yasadışı göç ve sığınmacı akını zorlu sınamalar olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Son olarak 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da yaşanan terör saldırısı sonucunda bugün itibarıyla mevcut bilgilere göre 102 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, onlarca insanımız da yaralanmıştır. Bu barbarca ve alçakça saldırı, terörizmin korkak ancak acımasız yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur. Masum insanları ve ülkelerin istikrarını hedef alan terörizm karşısında, safların birleştirilmesi, terörle mücadele edilmesi hepimizin ortak sorumluluğudur.

Acil olarak ele alınması gereken bir diğer konu, yasadışı göç ve sığınmacıların durumudur. Ülkelerindeki savaştan kaçan 2 milyona yakın Suriyeliye evsahipliği yapan Türkiye yıllardır bu sorunla iç içe yaşamaktadır. Bu konunun boyutları, tek bir ülkenin veya birkaç ülkenin çözebileceği sınırların dışına çıkmıştır. Uluslararası yardımlaşma ve külfet paylaşımı şarttır. Belli sayılarda sığınmacı kabul edilmesi, barınma imkânı sağlanması gibi bazı adımlar az sayıdaki insanı belli bir süre için rahatlatabilir. Ancak, bu yeterli değildir. Meselenin ana nedenlerine inilmeli ve gerçek çözümler bulunmalıdır. Bu da, insanların ülkelerinden kaçmalarının önüne geçecek ve kaçanların geri dönmelerini mümkün kılacak ortamın ve şartların sağlanmasıyla mümkün olabilir.

 

Suriye’deki krizin bu dönemdeki tablonun ortasında yer aldığını görüyoruz. Bu krizin Mart 2011’de  başlamasının üzerinden 4.5 yıl geçmiştir. Bu uzun süre içinde krizin geçirdiği evrim ve krizin sonucu olarak hayatımıza giren risk ve tehditler, olayların nasıl ve neden başladığını unutturmuş gözükmektedir. Öncelikle bunu hatırlamakta yarar bulunmaktadır. 2011 yılının başında meşru taleplerle sokağa çıkan barışçıl göstericilere Esad güçleri tarafından silahla mukabele edilmiş ve gösteriler güç kullanımı ve silah zoruyla bastırılmaya çalışılmıştır. Bundan sonra da, sivil yerleşimlerin de hedef alınması suretiyle, kimyasal silah ve varil bombaları dahil, her türlü silah kullanılmış, hedef gözetilmemiştir. Bu strateji, görülmemiş boyutlarda bir insanlık dramı ve yıkıma yol açmıştır.

 

22 milyonluk Suriye ülkesinde bugüne kadar 12 milyon kişi yerlerinden edilmiş, 8 milyon Suriyeli ülke dışına kaçarak sığınmacı konumuna düşmüştür. 300 binden fazla kişi hayatını kaybetmiştir. DAEŞ başta olmak üzere radikal örgütler kendilerine alan bulmuşlardır. Suriye bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır. 

Bu gelişmelerin sorumlusu Esad ve izlediği politikalardır.

 

Suriye’deki denklemi Esad veya DAEŞ olarak görmek yanlıştır. Birçok neden arasında öne çıkan iki unsura işaret etmek gerekir. Birincisi;  Esad ve DAEŞ birbirinden beslenmektedir. Birinin yaşaması diğerinin varlığına bağlıdır. İkincisi, Suriye halkı, köklü ve çok zengin bir tarihe, kültürel ve sosyal birikime, zekâya sahip bir halktır. Bu denli önemli özelliklere sahip bir halkın ülkesi olan Suriye’yi, halkıyla savaşan bir rejimden ve eli kanlı bir terör örgütünden ibaret görmek, Suriye halkına yapılabilecek en büyük hakaret ve aşağılamadır. 

Suriye’de akan kanın durması ve yaşanan krizin sona erdirilmesi bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrar bakımından elzemdir. Siyasi çözümün parametreleri Cenevre’de tespit edilmiştir. Uluslararası camianın mensupları, imkânlarını kendi ülkesini mahva sürükleyen bir rejimin yönetimini sürdürmesi için değil, siyasi çözüm bulunması için kullanmalıdır. Çözüm için, sorunun temel nedenleri ortadan kaldırılmalıdır. Suriyelilerin hangi etnik, dini ve mezhebi kimliğe sahip olursa olsun, birlikte barış ve güvenlik içinde yaşayabilecekleri bir Suriye hedeflenmelidir.

 

Suriye’de bu temelde sağlanabilecek bir siyasi çözüm, terörizm ve radikalizmle mücadelenin başarıya ulaşması bakımından da elzemdir."